Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin ekonomik yansımaları zamanla daha belirgin hale gelirken, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele politikalarının ihracatçılar üzerindeki yan etkileri tartışma konusu olmaya devam ediyor. İhracat yapan sektörlerde yalnızca Türk Lirası’nın değer kazanmasının değil, yapısal sorunların da ciddi sonuçlar doğurduğu ifade ediliyor.

Para politikası yapısal sorunları çözemez

Ekonomik istikrarın yalnızca para politikalarıyla sağlanamayacağını vurgulayan uzmanlar, enflasyonla mücadelede yapısal reformların gündeme alınmamasını eleştiriyor. Para politikalarının kısa vadeli dalgalanmaları sınırlamakta etkili olduğu ancak ekonomik yapının temel sorunlarına çözüm üretemediği hatırlatılıyor.

Bu noktada asıl dikkat çekilen husus ise ihracat yapısının kalitesi. Türk ihracatçılarının karşılaştığı temel sorunlar arasında, düşük katma değerli üretim yapısı ve sektör içi dengesizlikler öne çıkıyor. Sürekli baskılanan döviz kurlarının, yalnızca firmaların rekabet gücünü zayıflatmadığı; aynı zamanda sektörel yapıların bozulmasına ve etik dışı ticari uygulamaların yayılmasına neden olduğu belirtiliyor.

AB'den anti-damping soruşturmaları artıyor

Son dönemde Avrupa Birliği (AB) nezdinde yürütülen anti-damping soruşturmaları, Türkiye’nin ihracat yaptığı bazı sektörleri tehdit eder hale geldi. Seramik sektörü bu süreçten olumsuz etkilenen ilk alanlardan biri oldu. İtalyan ve İspanyol üreticilerin şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma sonucu, Türk seramik üreticilerine ek vergiler getirildi. Bu durum sektörde kapasite kullanımını düşürdü, bazı şirketler üretimlerini durdurmak zorunda kaldı.

Benzer bir durum şu an döküm sektöründe yaşanıyor. AB ülkelerine ihracat yapan bazı firmaların, iç piyasadaki fiyatlarla dış piyasadaki fiyatlar arasında ciddi farklar uyguladığı gerekçesiyle yeni bir anti-damping soruşturması başlatıldı. Bu farkın teknolojik veya ekonomik üstünlükle açıklanamayacağı görüşü, Türkiye’nin AB ticaret rejimiyle çelişen bir tablo sergilemesine yol açıyor.

Kayıt dışılık ve siyasi bağlantılar endişe yaratıyor

Sektör temsilcileri, bu farkların bazı şirketlerin kayıt dışı faaliyetleri ve siyasi bağlantılar sayesinde oluşturduğu “korunaklı ticaret alanı” ile ilgili olabileceğini öne sürüyor. İç piyasada kâr elde eden bu şirketlerin, dış piyasada zararına satış yaparak pazar elde etmeye çalışmaları hem etik dışı uygulamalara neden oluyor hem de AB yasalarının ihlal edilmesine yol açıyor.

Ayrıca, bu tür firmaların neden olduğu soruşturmalar, sektördeki tüm firmaları zan altında bırakıyor. Seramik sektöründe yaşanan örnek gibi, döküm sektöründe de tüm şirketler yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Rekabet ortamı bozuluyor, verimli firmalar zarar görüyor

Yasalara uygun çalışan, verimliliğe ve teknolojiye yatırım yapan firmaların, kayıt dışı faaliyetler yürüten firmalarla aynı kategoride değerlendirilmesi sektördeki sağlıklı rekabeti ortadan kaldırıyor. Bu durum, uzun vadede Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim hedeflerine ulaşmasını da zorlaştırıyor.

Ekonomi yönetimi denetimi artırmalı

Bu süreçte ekonomi yönetiminin, hem iç hem de dış pazarda haksız rekabet ortamı yaratan kayıt dışı faaliyetlere karşı daha etkin adımlar atması gerektiği vurgulanıyor. Aksi takdirde, yalnızca ticaret ortaklarıyla değil, Türkiye’nin kendi iç pazarındaki firmalar arasında da derin yapısal kırılmalar yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.